Kayıtlar

Aralık, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kaset 2: İlkler Unutulmaz

Resim
Görüntü berraklaştı. Kameraya bakan güleç yüzlü genç, güneşin ısıttığı harika bir yaz gününde, sırt çantasından çıkardığı şapkasına minik kamerasını yerleştirdi. İstediği gibi monte edemeyince, çantasını yere bıraktı. Kamerayı takmaya çalışırken, yüzünün aldığı şekiller çok komikti. Sonunda sırıtmaya başladı ve ayağa kalkıp, şapkayı bir kaç kez daha çevirdi. Sonra yeniden eğilip, -Tamam, çalışıyorsun, aferin sana! deyip, kepini giydi ve çantasını yerden aldı. Biraz yürüdükten sonra, görüntüler sık sık kesiliyordu: Otoyol kenarında yürürken ona gören şöförlerin kornaları, fındığa gelmiş Kürt yevmiyecilerin el sallamaları, su içmek için kapısını çaldığı evde onu besleyip, doyuran teyze... Hepsini kayda alıyordu. "-İşte budur be. Gözünü sevdiğimin memleketi!" deyiverdi. Bir an duraksadı. Çalan telefonun ekranında Esma yazıyordu. Duraksayıp, sinirli bir şekilde telefona cevap verdi: "-Efendim Esma?" "-Ne yapıyorum ya? Herşeyi bombok eden sensin, bi de su...

Kaset 1: Uzun Yolculuk

Resim
Sinan, kamerayı açtı. "Nasıl bişey bu ya?" diyerek kameraya daha yakından baktı. Kerem, "Ver bi bakayım, nasılmış?" deyip, gözlüğü incelemeye başladı. Giyilebilir teknolojinin yaygınlaşmaya başladığı günlerde, kameralı gözlük, oldukça sıradışı bir şeydi. "Hah, bak yanındaki minik düğmeden kaydı başlatıp, bitirebiliyosun." dedi Kerem, Sinan'a. Sinan, "Baya güzel bişeye benziyo bu ya!" deyip, gözlüğü taktı. Burası, sanayicilerin "fakirhane" diye adlandırdığı türden bir garajdı. İçerideki gözalıcı Harley'lerin mağrur duruşu, görülmeye değerdi. Normalin dışında, bu garajda arabesk müzik yerine, country rock müzik çalmaktaydı. Garajın sahibi Nusret Usta'nın olmadığı o boşluk anında, Kerem, flash diskini müzik çalara takmıştı ve tüm garaj, Stone Temple Pilots şarkısıyla yankılanıyordu. "Geçen toplantıda Asude'nin telefonundan dinlemiştim, güzel grupmuş." dedi Kerem. Sinan da "Asude'de de ne sağlam göt var ...

Gecenin Karanlığında [YENİ ÖYKÜ SERİSİ]

Resim
Kısmet oldu ve sonunda antolojik korku öykü dizime başladım, beğenip, seviceğinizi düşünüyorum sevgili okuyan, devamı da gelecek inşallah efendim, buyursunlar... -BU YAZIDAKİ KARAKTERLERİN HEPSİ HAYAL ÜRÜNÜDÜR- Gecenin ilerleyen saatlerinde, ormanın içinden geçen yolun sessizliği, tiz bir motor sesiyle bozuldu: Temiz ve bakımlı bir Murat 131, korkuya kapılmış sürücüsünün hızlı gitme isteğine avaz avaz bağırarak yanıt veriyordu. Şöför koltuğundaki Ersin, peşindeki sarıklı ve cübbeli adamlardan kaçmaktaydı. Lakin, sarıklı adamların kullandığı Cherokee'nin vazgeçmeye niyeti yoktu. Ersin, o an, bu işi neden kabul ettiğini hayıflanarak kendisine sordu. Doğru ya! Heyecanı ve aksiyonu boldu, hem parası da iyiydi. Ersin, Radyo-TV mezunu bir gençti. Kanallarda stajyerlik yapmıştı, yine de dikiş tutturamamıştı. Daha sonra çalıştığı yerel gazetenin sahibi olan Adnan Abi'si, onu, bölgede haber değeri taşıyabilecek olayları fotoğraflayıp, kaydetmesi için işe almıştı. Lakin, Adnan...

Bedel

Resim
           -BEDEL- 1954 Aralık – Demiray Akıl Hastanesi  Odanın tepesinde parlayan büyük ışık, odanın kenarlarına aynı bonkörlüğü göstermiyordu. Tavandan akan yağmur suyu, duvardaki sıvayı balon gibi kabartmıştı. Şıpırdayan suyun sesi, dışarıdaki fırtınanın sesiyle birleşiyordu. Çakan şimşeklerin ışığında, ağaçların silüetleri, bir pagan ayininde çılgınca dans eden insanları çağrıştırıyordu. Koridordaki belli belirsiz inlemeler, histerik bağırışlar, arasıra bu senfoniye katılıyordu. Tavandan akan suyun damladığı yerde, çerçeveli bir resim vardı. Odadaki sessizliği bozan şeyse, su damlaları yere düştüğünde çıkan, ince bir “hı?” sesiydi. Odada yalnız değildim. Işığın ulaşamadığı kuytu köşelerden birinde sinmiş, masmavi iki göz, yüzüme doğru bakıyordu. Genç bir kızdı bu; muhtemelen 23-24 yaşlarındaydı. Bir aya yakındır bu hastanedeydi. Şizofreni teşhisi konulduktan sonra, kızın tedavisinde yetersiz kalan hastane heyeti, bu konuda farklı bir yol ...

İncir Dibi

Resim
                  -İNCİR DİBİ- “Aşk, görülemez, ancak hissedilebilir. Tutkusu kadar, derdi de pek lezzetlidir. Ama sevgili de görünmüyorsa, ziyadesiyle endişelenme vaktidir.” Halen daha aklım almıyor. Bunları deli saçması sanabilirsiniz, ya da boş konuştuğumu düşünebilirsiniz. Diğer herkes gibi. İşin kötüsü, bu olayı yaşadıktan sonra, doğru bildiğim ve gördüğüm ne varsa, hepsi gözüme daha farklı görünmeye başladı. O gün, sırf eğlenmek için yaptıklarımız, aklımızın yitmesine, normal, sakin hayatlarımıza mal olacaktı. Ama en kötüsünü, (ya da en hazinini) Ercan yaşayacaktı… Ercan’la dostluğumuz lisenin son sınıfında başlamıştı. Ercan, esmer, beyaz tenli, renkli gözlü ve oldukça şişman bir çocuktu. Teknolojiye çok ilgili biriydi; iyi derecede bilgisayar kullanmayı biliyordu. Sadece bununla da kalmıyor, teknolojik olan her türlü cihazı (canı sıkıldığında bazı cihazları en küçük parçalarına kadar ayırıp, sonra tekrar toplardı.) şaşırtıcı şeki...